24.3.07

Biraz gül, biraz aşk, biraz mazi…

Duvardaki tabloya baktı uzun uzun.. Hayatını birleştirdiği kadının gençliğini gösteren bir portre. Güzel bir resim, biraz gül, biraz aşk, biraz mazi kokan.. Şimdi bedeni topraktan bir beşikte uyuyan kadının portresinden çevirdi gözlerini.. Okyanus mavisi gözlerinde biraz keder, biraz özlem, biraz yağmur..
Kalktı iskemlesinden, pencerenin önüne yerleşti. Kentin gençleri yine sokaklardaydı. Vücutlarını süsleyen metal aksesuarları, bedenlerini gizlemek adına sarındıkları tarikatlarını simgeleyen tarzlarda kumaş parçaları..Gençliğinde yaşanan sağ sol çatışmalarını hatırladı. Şimdi dinlediği müzik tarzlarını yarıştıran kayıp nesli daha fazla izlemeye dayanamadı gözleri.. Pencerenin önünden ayrıldı.
Elinde bir fincan kahve, oturdu çalışma masasına.. Çekmecesinden çıkardığı fotoğraf albümünün sayfalarını çevirdi bir bir.. Her resme sadece bir hüzünlük zaman ayırdı ..Fazlasına kalbi dayanmazdı..
Albüm sayfalarının birinin arasından bir kağıt parçası düştü kucağına.. Açtı baktı.. Karısının el yazısı..
” Gözlerim gözlerini özledi.. ”
Birbirlerini bir gün bile görmeseler özlerlerdi. O not da üç günlük bir iş gezisindeyken karısı tarafından gönderilmişti.. “ Üç gün.. ” diye düşündü ihtiyar.. “ Üç güne dayanamazken, kaç üç yıl geçti ölümünün üstünden.. ”
Bir ümit radyoyu açtı.. Radyodan yükselen seslere müzik demesi mümkün değildi. Müzik de tüm sanat dalları gibi estetiğe dayalıydı oysa bu seslerin estetik olduğunu kimse söyleyemezdi. “Gürültü..” dedi adam.. Heybeli’de mehtaba çıkılan günleri özledi..
Kapattı radyoyu, sildi tüm sesleri..
Banyoya ilerledi. Aynadaki yansımasıyla göz göze geldiği an, canının yandığını hissetti. Bu değildi bedeni, bu kadar eskimemeliydi.. Sulara gömdü suratını, defalarca yıkadı.. Ama yılların verdiği biçim, suyla yok olmazdı..
Kapattı çeşmeyi, silemedi yüzündeki izleri..
Ecza dolabını açtı. İlaç kutularını kucaklayıp salona döndü. Radyoyu açtı tekrar, Türkçe konuştuğu bile şüpheli bir delikanlının sesi doldu odaya.Gözleri cama takıldı, sokaklar amaçsız gençlerle doluydu boydan boya.Hapları yuttu ardı ardına.. Onlarca hap, onlarca.. Albümün arasındaki notu aldı eline sonra, ” Gözlerim gözlerine kanatlanacak sevgili.. ” yazdı eski Türkçe, el yazısıyla..Gözleri kararmaya başladı..
Duvardaki tabloya baktı tekrar uzun uzun.. Hayatını birleştirdiği kadının gençliğini gösteren bir portre.. Güzel bir resim, biraz gül, biraz aşk, biraz mazi kokan.. Şimdi bedeni topraktan bir beşikte uyuyan kadının portresinden çevirdi gözlerini.. Okyanus mavisi gözleri, sonsuz bir huzurlakapandı..
Maça Kızı

22.3.07

Gamze

Gülünce oyulan gamzeleri bir vedayı simgelerdi. Her veda benim için gözyaşı,

onun için ise yeni ufuklar demekti. Yeni ufuklarda, o uzak, gizemli
karalarda her gemi heyecanla karşılanmazdı oysa ki. O, bilmezdi.

Gamzelerinin oyulduğu bir gün, arkasından baktım omuzlarına sabitlenmiş
gözlerimle.. Parlayan ışığı düşündüm şimdi göremediğim gözlerinde.. Gitti.
Her zamanki gibi kalp ağrıları olacaktı benim için gidişinin bedeli..O,
düşünmedi..

Kollarını açarak, gözlerinde bir güneş, koştu yeni hevesine. Oysa yeni
'heves'in gözü manada değildi, maddedeydi sadece. Bu defa zaman onun için
hüzün, 'heves'i için kahkaha dolu geçti. Masalın sonunda giden hevesinin de
gamzeleri olduğunu fark etti.


Bir göz yaşı kadar hızlı akıp gitti zaman.


Yıldızlı bir geceydi -iyi hatırlıyorum, bana geri geldi.Gözlerindeki hüzün
tanıdığım bir renkti. Bir fark vardı oysa ifadesinde tüm manayı alt üst
eden: Gamzeleri eksikti.


"Biliyor musun" dedi, "Bir adam tanıdım son gidişimde. Gamzelerimi da aldı
götürdü beni terk ettiğinde.."

"Öyle ya.." dedim, "Bu ilk acındı,sen bilmezsin fazla.. Her giden
gamzeleriyle bir faça atar kalbindeki duvara.."

"Oysa ki sadece bir hevesti..Bu kadar acıtmasına şaşırdım.." dedi.

Heveslerin gamzeleri olmazdı.


O hiç bilemedi..

21.3.07

"Bitti."

"Bitti."

Yıllardır kapalı olan gözlerimi açmamı sağlayan ses.
Sahibi kimliksiz, kokusu aşina.

"Bitti."

Tenimi ürperten, kulağımın arkasında yankılanan nefes.
Sahibi kaçarken, o yankılanmakta hala.

"Bitti."

Biten bir masal değil onun için.Bir heves.
Sahibi yenilerini aramakta şimdi, mirası acıtmakta.

"Bitti."

'Dile kolay' deyimi bir kelimeye daha fazla yakışamaz! Pes!
O dil güzel yalanlar fısıldıyor olmalı şimdi yabancı kulaklara..

"Bitti."

Dedi ve gitti genç adam. Bilirim dönüşü yok bu kez..

"Bitti."

Dedi ve gitti genç adam. Utanma Maça Kızı.. Ağla..

17.3.07

YENİDEN DOĞUŞ

Umut kaybından öldüğüm geceydi, evet iyi hatırlıyorum, ardımdan gözlerimi kapadı doktorlar ve saydamlığımın tadını çıkarana kadar uçuşumu izledi sokaklar..

O gün bir daha ölmemeye yemin ettim.

İşte o gün hayatını kurtardığım düşlerimi aldım kolumun altına ve geceye karıştım.. Düşlerimin hayatını ölümümle kurtardım ben, yaşasaydım yaşatamayacaktım..

İşte o gece ölmeye yüz tutan hislerimi canlandırdım ve güneşe kanatlandım..

En güçlü ateş bile 'olmayan'ı yakamazmış, anladım..

Güneşin gözlerine baktım kafamı kaldırıp..

Kendimi göremedim ya o gözlerde, ona ağladım..

Umut kaybımdan öldüğüm geceydi, ve kanadı kırılmış meleklere pansuman yaptım ağzıma külü düşmek üzere olan bir sigarayla.

"Bir daha olmasın!" diye çektim kulağını beni ıslatan bulutların..

Otostop çektim mavilikte, ve omzuna atladım deli bir rüzgârın.. "Götür beni! "dedim, "Götür beni hiç olmayan bir yere.."

"Olmayan yere değil ama, götürebilirim seni o olmayan şeye.." dedi rüzgâr..

Tamam dedim, ve kirpiklerimin uçuşmasına izin verdim yolculuk boyunca..

İndiğim yer yabancıydı. "Geldim mi?" dedim rüzgâra.

”Olmayanı görmek için karşına bak.” dedi rüzgar, “Karşındaki aynaya..”

Aynada bir çift kara gözden ibarettim şimdi..

”Evet.” dedim.. Var olmak için sevilmeliydim..

Üzerine hüzün döküp tutuşturduğum sevgiler geldi aklıma,karşılık vermediğim aşklar..

Ve yeniden doğdum o anda..

Hayat, pişmanlıkların farkına varmakla başlar..

Çiğdem'e..





Umudun tükendiği anlarda ufacık parmaklarıyla gözyaşlarımı silen kıza...



Biz seninle yalan bulamacından çıkma bir dostluk yaşamadık. Biz seninle birbirimizi makyaj yapmış duygularla kandırmadık. Biz seninle aynı oyunda, aynı değere sahip iki karttık. Hayatlarımız üst üste geldiğinde pişti olurdu hep. Şaşırırdık.. Hayat bir çilingir sofrasıysa, biz meze olmayı reddedip, şişenin dibine vuranlardık. Hayat bir kumar masasıysa, biz hem aşkta hem kumarda kaybetmeyi reddedip, zaferleri ardı ardına sıralayanlardık. Biz seninle insanları kandırmak için kelime oyunları yapanlardan değil, kelimeleri kandırmak için insanlardan uzak, kendi oyununu kurgulayanlardandık. Biz seninle yanlış zamanda doğmuş iki tanrıçaydık Çiğdem, iki sokak kedisi, iki sarhoş, iki mezarlık bekçisiydik. Biz yenilmeyi reddedip, yıldızları omuzları yerine kalplerine çivileyenlerdik… Biz seninle bir “şey”dik Çiğdem, kokusu tanıdık, rengi aşina. Gözlerimize yaşlar takıp uyuduğumuz gecelerde, o kırmızı rüyalarda birbirimizin kirpiklerindeki yıldızları toplardık. Kanlarımız kendi damarlarımızda dolaştığı halde, aynı rüya için çarpan iki kalbin, göz alıcı kırmızısıydık.Ütopyalarımız, hayallerimiz, kabuslarımız bir olurdu, karışırdı aynı palette.. Kanatlarımızı o renge boyar, uçardık olmayan bir gökyüzünde.. Olmayana kanardık biz Çiğdem var olanı kandırdığımız gecelerde. Biz dudaklarımızla gülmezdik, iliklerimizde yaşardık kahkahayı, göğsümüzde gülümserdik, ufak, yamalı kalplerimizde.. Uçurumun kıyısındayken hızla çarpardı yüreklerimiz, düşmekten korktuğumuz için değil, maviyi tatmanın heyecanını duyduğumuz için.. Aynı fay hattının geçtiği yerden yürürken farklı noktalardan kırılırdık.. Heyecanla koşardık birbirimize, biz en çok birbirimizi kandırırdık. Biz bilirdik beyaz yalanlardan başka dostumuz olmadığını. Biz en çok birbirimize inanırdık. Çikolata kokan bir gökyüzünde inadına vanilya tadıydık. Rakıya hasret gecelerde inadına şarap arardık. Biz yeminli dileklerin peşine takılırdık en çok, kendi müritlerince katledilen iki kurbandık.. Kanımıza tek bir yıldız yansırdı, o yıldızın kuyruğuna takılıp kaçardık. Biz en çok kaçışları severdik Çiğdem, hiçbir mekana ait olamayanlardandık.. Yanan sigaralarımızın ucundaki ateşten daha sıcaktık,kimse bilmezdi.. Tüten dumana karışırdı hayallerimiz, kimse görmezdi.. Biz hayatın tecavüz ettiği bir zamandan doğan, gayrimeşru çocuklardık. Yalnız kaldığımızda korkmazdık biz, korkularımızı beyaz zarflara koyup dalgasız bir denize fırlatmıştık. Tadını çıkartırdık görünmez oluşumuzun, o yalan insanların bedenlerine girer, nefeslerinde çıkardık.. Biz cümlelerimizin üstünü çizmek yerine, üstü çizili hayatları cümlelere sığdırırdık.. Kalbimin kırıklarına pansuman yapan hatun,seninle bir hayali paylaşmanın nasıl bir şey olduğunu bilsem bile,seninle bir hayat kaç yıldıza mal olur bilmiyorum...Ama sahip olduğum tüm yıldızları seriyorum ayaklarının altına,ve sunuyorum sana tüm kutsal ruhların göz yaşlarını.. Çünkü bayan kıvırcık biz aynı gözden akan iki damla yaştık.. Çünkü bayan kıvırcık biz seninle hep yapılmayanı yaptık.



Çünkü bayan kıvırcık, biz en çok kendimize taptık..



Tüm yıldızlı gecelerde, nefesim savuracak saçlarını..



Çünkü bilirsin, biz en çok saçlarımızın ardına gizlediğimiz, yüzlerimizden utandık..

25.2.07

Islak şiir

Su varsa içinde bir şarkının

Beyaz kokar tüm notalar

Susuz kalırsa eğer bir kadın

Her çalan şarkıda bir damla kanar

...

17.2.07

Endless Loneliness is my truth. But the truth is something unreal.

Adam gözlerinde yıldızlarla çaldı kapıyı. Kapıyı yaşlı, bigudili ve bir o kadar da buruşuk bir kadın açtı. Adam gülümsedi. Yüzünde beliren şefkat duygusunu gizlemeye çalışmadan sordu.

"Merhaba, gökyüzümü arıyorum.Sizde mi acaba?"

Kadın yüzünde beliren o tanımsız ifadeyi umursamadan cevapladı.

"Bilmiyorum güzel çocuk.Bir zamanlar benim de bir gökyüzüm vardı. Hain kurşunlar aldı götürdü onu..Gök kuşağım evsiz kaldı.."

Kadın yedi renkli entarisinin eteklerini savurarak kapıyı kapatırken,adamın gözlerine kadının evinin duvarına asılı, göğsü madalyalarla dolu bir asker resmi çarptı..

***

Adam gözlerinde yıldızlarla çaldı kapıyı. Kapıyı soluk tenli, güneş rengi uzun saçları olan, hasta görünümlü bir kız açtı. Adam sıcak bir güşümseme, ve taşıdığı hüzün ifadesiyle sordu.

"Günaydın..Gökyüzümü arıyorum, sizde mi acaba?"

Kız suratında bir özlem, saçlarında isyan, ve sesinde hastalıklı bir aşk tonuyla cevapladı.

"Bilmiyorum..Bilmiyorum..Bir zamanlar benim de bir gökyüzüm vardı. Onu parlak ışıklar, şöhret aşkı ve yalan alkışlar çaldı..Güneşim evsiz kaldı.."

Genç kız umutsuz gözlerle kapıyı kapatırken genç adam kızın odasının duvarlarını süsleyen bir rock starın posterlerini,yere saçılmış cdleri, ve boş tekila şişelerini gördü..

***

Adam gözlerinde yıldızlarla çaldı kapıyı. Kapıyı şişman, yorgun yüzlü bir kadın açtı. Kadının eteklerini çekiştiren ufak bir oğlan çocuğu ve içerden gelen bir bebek ağlaması vardı. Adam yüzünde beliren anaç ifadeyi gizleme gereği duymadan sordu.

"İyi günler..Gökyüzümü arıyorum, sizde mi acaba?"

Kadın eteğini çekeleyen çocuğu kucağına alıp, yorgun gözlerini genç adama yöneltip, yüzündeki terkedilmişlik ifadesini saklamadan yanıtladı.

"Bilmiyorum delikanlı..Bir zamanlar benim de sonsuz olduğuna inandığım bir gökyüzüm vardı. Bir çift uzun bacak, boyalı bir dudak ve tensel zevkler uğruna beni iki çocukla ortada bıraktı. Dolunayım göksüz kaldı."

Kadın ışığı sönmüş bir ay gibi duran yüzünü eğerek kapıyı kapatırken, genç adam duvardaki camı çerçevesi kırık, mutlu bir çifti gösteren düğün resmini, ve resimdeki gelinin ay gibi parlayan yüzünü gördü..

***

Uzaklaştı yıldız gözlü adam evlerden, kapılardan. Gökkuşaklarını, güneşleri, ayları ve her insanın kendine eş bir gökyüzü olduğuna dair inancını ardında bıraktı. Boş bir sahil ve dalgalı bir deniz buldu kendine. "Madem ki gökyüzüm yok, başka bir mavide boğulurum ben de.." dedi. Denizin ortasına doğru adım adım ilerledi. Dimdik yürüdü, su önce dizlerine, sonra beline, veboğazına kadar geldi. Yıldızlı gözlerdeki umut, ve dudaklarındaki gülümseme maviye karıştı, yok oldu.

Adam artık denizde bir yakamozdu.

***

Aşk kavramı ilk doğduğunda, her gök cisminin kendine ait bir gökyüzü vardıı. Ve herkez biraz ay, biraz gökyüzü, biraz gökkuşağı ve biraz yıldızdı..

***

Aşk kavramı lekelendi, tüm gökcisimleri gökyüzlerine adandı, ama gök yüzleri başka cisimlerce çalındı..

***

Aşk can çekişirken, yalnızlık doğdu. Umut öldü. Söndü ışıklar, kömürleşti duygular ve hayaller yıkıldı.

***

Aşk son nefesini verdi.

Maviye karıştı.

Yıldızlar söndü.

Gökyüzüm evsiz kaldı..

Maça Kızı

Stain'e..

"Hayır bu sadece martıların sorunu!Benim değil." dedi ve ateşe verdi denizi. Bütün deniz kızları bakire öldü ve yandı ahtapotlar.

"Mercanlardan ne istedin..Senin sorunun benimle.." Sesim kısık. Kısık sesim gittikçe daha da yavaşlıyor. Senaryoda tanımımın yapıldığı satıra mürekkep damlamış. Ukala olmam gerekirken her hareketim inadına çekingen.

"Hayır bu sadece ve sadece babamın sorunu." Annesinin bacak arasına sapladı bıçağı,ve kan; tüm doğmamış çocuklar adına aktı.. Annesi gözleri tavana dikili öldü, kediler kapattı göz kapaklarını..

"Kadının suçu neydi,hesaplaşman gereken benim.." dedim yalvaran bir sesle. Kendimden başka herkes için yalvarıyorum. Radyoda reklamımın yapıldığı saatte, tüm kentte elektrik kesilmiş, tüm radyoların pilleri bitmiş, kulaklar sağır olmuş. Yabancı gibiyim tanınmam gereken her yüzde..

"Hayır bu sadece yazarının sorunu, benim değil!" diyerek yırtıp attı tüm kutsal kitapları. Gözümün önünde parçalandı tüm ayetler, uçuştu kitapların sayfaları..

"Cehennemde yanacaksın bunun için! Hiç mi korkun yok, kutsal olanla değil ki senin derdin! En basitle. Benimle.." Sesim korkak, hecelerim telaş içinde. Gazetede kuponumun verileceği gün darbe olmuş, kapanmış tüm gazeteler. Şimdi bana sahip olamadı diye ondan özür diliyorum diz çökmüş. Çünkü gözleri, darbeyi yapana değil, sadece bana küsmüş.

"Hayır bu artık benden başka herkesin sorunu." diye eline aldı tabancayı. Tabancadaki yansımasına bakıp, gözlerinde beni aradı. Çünkü o, en başından beri beni yıldız zanetti, göz bebeklerine beni taktı. Bulamayınca beni göz bebeklerinde, çıldırdı..

"Nasıl izin verebildim gözlerimden gitmene!Nasıl!! .. Bunu hakettim artık!" dedi, ne olduğunu hiç birimiz anlamadan kurşunu sol gözüne sıktı..

***

"Sana benim için ağlama demiştim!..Her akan damlada, bir parçam terk etti gözlerini.. Yine de, değer miydi ölmeye be adam.. Arkanda ne ağlayacak bir anne bıraktın, ne okunacak br kutsal kitap.. Saçılamayacak küllerin denize.. Çok kalabalık gittin buralardan.. Değer miydi benim gibi bi fahişe için ölmeye.."

Cansız bedeninde, son bir kasılma. Ve hep sıkı bir yumruk halinde duran elinden, ölümün açtığı avucundan düşen bir pusula:

Ölmeye de değer,öldürmeye de.

Cehenneme gitmeye de.

Amin..

Yıldızlı kirpikler ve bir kış şarkısı.

EV.

Elinde kırmızı bir ruj, erkeğinin bacaklarını boyuyor kadın. Erkeğin bacakları söz vermiş siyah kalmaya,boya işlemiyor içine. Tutunmuyor tenine.. Ayak parmaklarına gelince vazgeçiyor kadın, pembeyi alıyor eline. Tek tek boyuyor özenle.. Adamın canı sıkılıyor, midesi bulanıyor, kafası karışıyor, içi kararıyor.. Kalkıp gidiyor adam daha fazla sabretmeden..

YILDIZ.

Serçe parmağı boyasız kalıyor.

BAR.

Kırmızıya inat siyah bacaklı, teki hariç pembe parmaklı bir adam giriyor bardan içeri. Yüzünün sadece yarısına makyaj yapmış bir bayan barmen (barwoman?) birahiyi koyuyor adamın önüne. Adam iki eliyle kavrıyor birahiyi, dikiyor tepeye. Tepe taklak oluyor adam, düşüyor birahinin içine. Bulut bulut, köpük köpük biranın içinde bir kaç kulaç atıyor. Genzine kaçan bira onu öksürtmüyor, garip. Serinliği hissediyor. Bira doluyor tüm deliklerinden içeri. Atın ölümü arpadan oluyor mu bilemeyiz, ama pembe parmaklı adamın ölümü arpa suyundan oluyor...

YILDIZ.

Yüzünün yarısı makyajlı kadın bardağı ezberlenmiş bir hareketle tezgahtan kaldırıyor.

BAR.

Barın kapısı açılıyor, biraz eflatun, biraz sarı, biraz yeşil elbiseli bir kadın giriyor içeri. Saçları biraz düz, biraz dalgalı, biraz kıvırcık. Lacivert gözleri var kadının. Malibu diyor. İri göğüslü barmen bardağı veriyor kadına. İyi yıkanmamış bardakta pembe parmaklı adamın menileri duruyor. Ölüm geldiğinde aldığı zevkin son kalıntıları.. Kadın yudum yudum içiyor, gözleri kapalı.. Sonra lacivert gözlerini makyajı yarım, iri göğüslü barmene dikiyor; "Hadi."

YILDIZ.

İki kadın el ele çıkıyorlar bardan.

EV.

Tüm boyalarını yere dökmüş, kararsızca bakıyor lacivert gözleriyle. Saçlarının düz tutamları yeşili arıyor, kıvırcık olanlar moru. "Hadi" diyor barmen kadın, "bitir şu işi." Bir gülümseme yayılıyor lacivert gözlü kadının yüzünde. Elinde bordo bir ruj, boyamaya başlıyor kadının yüzünü. Bordo işliyor kadının tenine, garip. Kadın, parlıyor..

Maça Kızı

13.2.07

no love, yes cry ha?!

-Gitme, ıslanmasın yine yanaklarım..!

-Ağlama, kalmasın artık aklında adım..!

Biz anaç kadınların kaderi bu sanırım. Ne zaman görülmüş ki dengimizi sevdiğimiz? Ne zaman görülmüş ki mutlu olanı seçtiğimiz? Bastırılamayan bir annelik içgüdüsü, kendini başkalarının oğullarıyla tatmin etme hali.. Arkasını dönüp gittiğinde bile 'Ya başına birşey gelirse..' endişesi.. Kendi başına gelenleri bile ikinci plana atma hali..İkinci planda olmanın verdiği karmaşık zevk, onun zavallılığına gözlerin kamaşmış bir biçimde ibadet etmenin, başka bir şekli..

Biz anaç kadınların sevdiği bu sanırım.. "Üzdüler mi seni, görmediler mi içindeki canı yanan o ufak tertemiz bebeği? Gel,sana istemeyeceğin kadar sevgi, şefkat sunacağım.. Gel, ben tüm lekelere senin yerine ağlayacağım.." Onun adına ağlamak, kendi adına gülmekten daha güzel değil mi? "Gel, kendimi yok etmek pahasına seni yaşatacağım.."

Biz anaç kadınların aradığı bu sanırım.. Bize sevgiyle açılmış kolları görmedik hiç bir zaman. Gördüğümüzü sevmedik.. Kendinden başkasını sarmayan kolların peşinde, bitmek tükenmek bilmeyen bir sevme isteğiyle.. "Dönsen de arkanı saracağım seni, tüm kederini alacağım, senin kaderini lekeleyenlerden kendi kaderime süsler yapacağım.. Sen ittiğin müddetçe daha sıkı sarılacağım.. 'Git' dedikçe duracağım inadına.. Gözlerindeki nefrette boğulacağım.."

Biz anaç kadınların kaderi bu sanırım.. Gençliğinde her ideolojide, her inançta, her dinde, her histe onu görmek, hangi renk olursan ol kelimeleri aşkının getirdiği o arabeskle süslemek.. Yaşlandığında pencerenin önündeki bir sandalyede elinde kağıt kalem, Cezmi Ersöz-vari dizeler düzmek..

Biz anaç kadınların taptığı da bu sanırım..

O'nu mutlu etmek pahasına, bir ömür boyu kendi kendini üzmek..